Editörden

''Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi
Olmaya devlet cihande bir nefes sıhhat gibi''


14 MART TIP BAYRAMI


Op.Dr. Özgür Yiğit
İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi


Osmanlı döneminde batılı anlamda ilk tıp okulunun açılış tarihi 14 Mart 1827'dir.

14 Mart Tıp Bayramı olarak kutlanıyor. II. Mahmut Dönemimde:

14 Mart 1827 de ordunun hekim ihtiyacını karşılamak için Şehzadebaşı'nda TULUMBACIBAŞI KONAĞI'ında ilk tıp okulu açıldı : TIPHANE-İ AMİRE VE CERRAHHANE-İ AMİRE 1836 yılında sarayburnundaki askeri kışlaya (OTLUKÇU KIŞLASI)taşındı.

17 Şubat 1839 yılında ise Galatasaray'daki Enderun ağaları okulu tekrar düzenlenerek tıbbiye buraya taşındı.

Bu okula MEKTEB-İ ADLİYE-İ ŞAHAME adı verildi (1).

1867 yılında ilk sivil tıp okulu olan MEKTEB-İ TIBBİ YE-İ MÜLKİYE açıldı. Bu okul 1878 yılında şimdiki sirkeci tren istasyonu yakınındaki DEMİRKAPI ASKERİ KIŞLASI'na taşındı.

1909 yılında ise iki tıp okulu birleştirilerek DARÜLFUNUN TIP FAKÜLTESİ adını aldı. Okulda HAYDARPAŞA'daki tıbbiye binasına taşındı.

İlk tıp Bayramı 14 Mart 1919 da işgal altındaki İstanbul'da tıp öğrencileri tarafından kutlanmıştır.

1933 de 22 Mekteb-i Tıbbiye-i Adliye-i Şahane''İstanbul Üniversitesine dahil olmuş.

1928 Yılında Milli Eğitim Bakanı Mustafa Necati'nin apandisit ameliyatı nedeniyle ölmesinden sonra Tıp Bayramı olarak Yıldırım Bayezıd darüsşifası'nın açılışı olan 12 Mayıs (1400) tıp Bayramı olarak kutlandı. Taki 1937 yılına kadar (2).

1937' de tekrar 14 Mart'ta kutlanmaya başlandı.

1976 dan beri de 14 Mart SAĞLIK HAFTASI olarak kutlanmıştır.

Selçuklu ve Osmanlı döneminin sağlık birimleri ise;

DARÜŞŞİFALAR

Bursa'da YILDIRIM KÜLLİYESİ
İstanbul'da FATİH KÜLLİYESİ
HASEKİ HÜRREM SULTAN KÜLLİYESİ
SÜLEYMANİYE KÜLLİYESİ
Edirne'de II.BAYEZID KÜLLİYESİ
Amasya'da DARÜŞŞİFASI

Teorik ve pratik olarak tıp eğitiminin verildiği bu kurumlarda dikkat çeken bir özellik de akıl hastalarının müzikle ve su sesiyle tedavi edilmeleridir. Amasya Darüşşifası ve ŞERAFEDDİN SABUNCU (1386-1470)CERRHATUL HANİYE adlı eseri yazmıştır(3).

Cerrahat'ül Haniye'den bir bölüm: ''Ben zayışarın zayıfı ve en muhtaç kul olan Elhac İlyas oğlu Sabuncuoğlu lakaplı Şerafeddin. Allah belalardan korusun,Amasya Darüşşifasında Tabibim. Bu şehirde geçimim kıtlık rüzgarında ve zamanın kalp kıran ellerinde düşkündü. Kendisi Zuhal yıldızının basamağı olan ve katında ilimden daha değerli bir şey bulunmayan ve makamında tıp ilminin tüm ilimlerin yarısı olduğu söylenilen sultana derdimi bildirmek ve zamanın sıkıntı rüzgarında kendimi korumak için tıp ilminden bir cerrahi kitap yazdım.

Bu geçen ömür ve uzun süren istekler içerisinde, ilmiyle gördüğüm ve yaptığımla tecrübe ettiğim birçok acayip ve garip işleri bu kısaltılmış kitap içerisinde topladım. Şimdiki zamanın cerrahlarının çoğunluğu bu kitapta bahsedilen şeylerin çoğunu ne görmüşlerdir ne de duymuşlardır. Bu tip cerrahlar sadece bu dönemin revaçtaki kitaplarını incelemekte ve bunların içerisinde yazan şaibeli tedavileri uygulanmaktadırlar ve bazen tecrübeleri olmadığı halde kendileri de hatalı şeyler ekleyip doğru yolu bulamamaktadır.

Bu kitabı Türkçe yazmamın nedeni şudur; bu devirde Anadolu kavimleri Türk dilini kullanmaktadırlar. Ayrıca bu dönemin cerrahlarının çoğu bilmemektedir ve okuma yazma bilseler bile hepsi Türkçe kitap okumaktadırlar. Böylece ,bu kitabı Türkçe yazmakla bundan daha fazla kişi faydalanabilecektir ve bu sayede işin aslını öğrenip , birçok sorunlarını çözerek kendilerini hatadan ve beladan koruyabileceklerdir.

Bu kitabın 3 babı vardır.

  1. Bab uzuvların ve hastalıkların dağlanması,
  2. 2. Bab cerahatlerin yarılması, dikilmesi ve tedavisi,
  3. 3. Bab ise kırık ve çıkıkların tedavisi hakkındadır. Bu kitaba Cerrahiyesi  lhanniye adını verdim. Tedavileri anlatırken önemli olanlarında üstadı, hastayı kullanılan aleti ve tedavi yöntemini tasvir ettim.''

Türk doktorlarının en zor şartlarda bile ne kadar fedakarca çalıştıklarını gösteren tarihi iki örnekle yazıyı bitirmek istiyorum.

Birinci olay Çanakkale Savaşı'nda geçmektedir:

KINALI KUZU

Yozgat'ın Sorgun kazasının Kara yakup köyünden cepheye gelen Murat, bölükteki tıbbiye öğrencilerinden Şükrü'ye bir mektup yazdırır:

“Anacığım kardeşlerimi askere gönderirken başına kına koyma... Zabit efendi bana sordu cevap veremedim. Kardeşlerim de cevap veremeyip mahcup olmasınlar.”

Bir müddet sonra Murat'ın anasından cevabi mektup yetişir:

“Ey oğlum , gözümün nuru Murat'ım!Zabit efendiye selam söyle... Biz kurbanlık koçları kınalar öyle kurban ederiz. Sen dört kardeşin arasında kurbansın. Sen İsmail'sin (a.s).Sen orada şehit olacaksın inşallah . Kurbanlık koçlar nasıl kınalanırsa bende onun için senin saçını kınalayıp gönderdim.

” İkinci olay ise mahrumiyet bölgesinde bir doktor kardeşimizin başından geçenler:

İLÇENİZE BİR GÜNLÜĞÜNE ELEKTRİK GELSE NE YAPARSINIZ? (DR.YÜCEL TANYERİ)

BİR TRAKEOTOMİ ÖYKÜSÜ

Anlatacağım olayda adı geçen Doktor, 1996 yılı Haziran ayında Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi'inden mezun olmuş, olayın yaşandığı ilçeye Hükümet Tabibi olarak atanmış Dr. Kıvanç Ayas'tır.

Yer, Elazığ ilinin Karakoçan İlçesi, mevsim 1966-67 kışı...

O zamanlar Fırat nehrine barajlar yapılmış, kış mevsimi çok şiddetli geçmektedir. Karakoçan ilçesi, Elazığ-Bingöl kara yolun dan 4 km. İçerde, 2-3 bin nüfuslu bir yer...

Olayın geçtiği günlerde yoğun kış şartları var ve karın kalınlığı 4 Metre'nin üzerinde.

Ulaşımın sağlanması TCK'nın kar açma araçlarının gündüz saatlerinde çalışmasına bağlı.

Devletin sağlık politikasını o dönemlerde uygulanmak istediği Sosyalizasyon Programına henüz alınmamış olan ilçede , o yıl tamamlanmış ancak açılışı yapılmamış bir Sağlık Ocağı ve diğer Sağlık Personellerinin kalabileceği Lojmanlar mevcut. Binalar büyük bir çoğunlukla tamamlanmış ,su ve elektrik tesisatları yapılmış ancak ilçede elektrik ve düzenli bir su sistemi olmadığından, lojmanlarda su ve elektrik mevcut değil...İlçenin elektrik sisteminin yapım çalışmaları da devam etmekte, direkler dikilmiş,teller çekilmiş,Sağlık Ocağı'nın bulunduğu yerin yanındaki direk trafosu konulmuş ancak ilçeye elektrik verecek ülke genelindeki elektrik sistemine bağlantı yapılabilmesi için daha çok çalışması gereken bir zamandayız. İlçenin elektrik sistemini yapan Şrma, yapmış olduğu sistemi kontrol etmek için bir günlüğüne ilçenin 2 km. Uzağında bulunan Yatılı Bölge Okulu'nun jeneratöründen elektrik temin edilerek ,ilçedeki sisteme akım verdi bizlerde ilçede tek elektrik sistemi olan binada kalanlar,bir günlüğüne elektriğe kavuştuk.

İşte, elektriğin yalnızca bir gün yandığı gece saat 24.00 sıralarında kapımız çalındı. Bu ilk kez olan bir olay değildi. İlçenin tek doktorunun kapısı hemen her akşam geç vakitlerde çalınmaktaydı. Ben henüz yatmıştım. Doktor arkadaşım da yatmak için hazırlanıyordu. Gidip kapıyı açtı. Gelenlerin sesinden içlerinden birinin kaymakamın makam şoförü olduğunu anlamıştım. Hasta getirmişlerdi. Kıvanç bir süre onları dinledikten ve hastayı muayene ettikten sonra odama gelerek,kalkmamı söyledi ve bir operasyon yapacağımızı söyledi. Şaşırmıştım...Gecenin bu saatinde bu ıssız yerde ne operasyonu yapacaktık?

Dr.Kıvanç bir taraftan hasta çocukla ilgilenirken bir taraftan da bana yapacağı şeyleri anlatıyor. Bu işi nerede yapabileceğimize dair bana Şkir soruyordu. O güne kadar gaz lambası ile aydınlanan oda ve salon, yüzlerce mumluk ampulün aydınlatmasıyla pırıl pırıldı. Hasta yakınları bile bu değişik ortam içinde hastalarının yanı sıra daha önce hiç görmedikleri evin aydınlığı ile de ilgileniyorlardı. Evde bulunan küçük bir masayı elektrik lambasının altına çeken Dr. Kıvanç Ayas,çocuğunun hastalığının çok ilerlemiş bir safhada halk arasında Kuşpalazı denilen hastalık olduğunu, çocuğunun nefes borusunun üst kısımlarının kapanmakta olduğunu,nefes borusunun alt kısımlarından solunum için bir delik açılarak , akciğerlere hava gidişinin sağlanması gerektiğini , kardan kapalı olan yolların açılması için gereken 4-5 saatlik zaman ve bir de Elazığ’a gidiş için geçirilecek birkaç saatlik zamanın eklenmesi halinde çocuğun dayanamayacağını söylüyordu. Yakınları tarafından getirilen 5-6 yaşlarındaki kız çocuğunun ağızdan nefes alması çok zorlaşmış, el parmak uçları morarmaya başlamış, vücudunda hareketler oldukça durgunlaşmıştı.

Gece yarısı ilçedeki Ecza dolabına giderek Dr.Kıvanç’ın lazım olabileceğini söylediği birkaç ilaç , pamuk, gazlı bez, şaster , enjektör gibi malzemeleri alıp geldim. Birkaç dakika içinde hazırlandık. Ben Ankara’dan yeni gelmiştim. Dr.Kıvanç , annemin iç çamaşırlarımı ütülemiş olduğunu , bunların iç kısımlarının eldemevcut malzemeler içinde en temiz malzeme olabileceğini söyleyerek , Spanç olarak kullanmak üzere fanilamı kesmemi söyledi.

Ameliyatı yapmak için bırakın steril bir Bistüri, bunun kullanılmış olanı bile yoktu! Traş olmak için alınmış orijinal ambalajında bir adet Wilkinson marka Jilet bıçağını ikiye bölen Dr.Kıvanç, bunu yapacağı operasyonda bıçak olarak kullanacağını söyledi. Ayrıca, ucu eğri bir tırnak makası ile hastaların ateşini ölçmeye yarayan termometrenin metal bir borudan yapılmış koruyucu kabını enjektör kutusunda iğneler ve enjektörlerle birlikte kaynatarak steril hale getirmeye çalıştı. Temiz çarşaf sermek suretiyle hazırladığımız küçük masanın üzerine yatırdığımız küçük çocuğun bir elinden ve yan yana getirilerek sıkıştırılan ayaklarından dedesi Kaymakam Bey'in makam şoförü tuttu. Dr .Kıvanç da bana kızın nabzının atıp atmadığını bildirmem için hastanın nabzını tutmamı istedi. Dr. Kıvanç, sırt üstü yatan küçük çocuğun boynunun ön kısmında, nefes borusunun üzerinde parmağını çok hassas dolaştırıyor, bir taraftan da bana o bölgedeki damarların durumu hakkında bilgiler vererek yapacağı kesi sırasında mümkün olduğunca kanamaya neden olmayacağın, olabilecek az bir kanamanın da önceden hazırladığın fanila parçalanınca emdirerek almam gerektiğini söylüyordu.

Kıvanç,elde mevcut Jilet ile ön boyun bölgesinde 1-2 cm. lik bir yeri çok hızlı bir tek hareketle kesti. Birkaç damla kanın çıktığını gördüm. Hemen fanila parçası ile emdirerek kesilen yerin temiz olarak kalmasını sağladı. Dr.Kıvanç, bir iki haraketle kesim işini sürdürerek hasta çocuğun nefes borusuna ulaştı. Bilen bilir,nefes borusunun yapısı çok dayanıklıdır. Öyle kolay kolay basit bir Jilet parçasıyla kesmek mümkün değildir. Nefes borusunun delinmesi gereken yeri tespit eden Dr. Kıvanç Ayas, kendimizce steril ettiğimiz ucu eğri tırnak makası'nı kullanarak nefes borusunu deldi ve küçük çocuğun nefes almasını sağladı. O anda iyice hava sıkışması yaptığını tahmin ettiğim ve Akciğerlerden hızla çıkan birtakım sıvılarla karışık hava ,çocuğa hayatının geri verildiği müjdesi gibiydi. Dr. Kıvanç'ın yüzünde birden bire çok önemli bir şeyi başarmanın verdiği mutluluğun yumuşak çizgilerinin oluştuğunu dün gibi hatırlıyorum.

Operasyonunun bir bölümünde çocuğun kalp atışlarını kontrol etmek üzere kulağıma takmıştım. Küçük çocuğun nefes almaya başladığı o anda, sanki daha önce duymakta zorluk çektiğim çocuğun kalp atışları kulağımda davul sesleri gibi gelmeye başladı. Çocuğun normal nefes almaya başlaması üzerine,küçük göğüs kafesi ritmik şekilde inip kalmaya başladı. O anda çevrede bulunan hasta yakınlarının da üzerindeki endişe yerini sevinç gülücüklerine bıraktı. Orada bulunan herkes büyük bir stresten kurtulmuştu.

Buraya kadar her şey istenilen şekilde gitmişti. Bu işi bilen kişilerin bildiği gibi bu aşamadan sonra sürekli nefes almanın sağlanması için,delinen nefes borusuna kanül denilen nefes borusu takılması gerekirmiş. Biz de elimizde kanül bulunmadığı için termometrenin metal kabının bu işe uygun olabileceğini düşünmüş ve hazırlıklarımızı yapmıştık. Ancak bu düşüncemiz söz konusu metal kılıfın çok kaygan ve düz olması sebebi ile onu sabitleyemememizle sonuçlandı. Yeni çareler düşünürken Dr. Ayas bana ecza dolabına giderek koral isimli ilaçları getirmemi istedi. Koral isimli ilacını içinden çıkan damlalık o dönemlerde yaklaşık bir serçe parmağın ebadında,bütün halde bir plastikten yapılmıştı. Bir bölümü ilacı çekmek ve damlatmak için yumuşak diğer ucu ise incelen bir yapıda idi. Acele olarak ecza dolabında bulunan birkaç koral damla ilacını aldım,geldim. Her iki tarafını minik testere ile kestiğimiz damlalılığı nefes borusuna yerleştirerek şaster ile sabitleştirdik. Nefes alması normale dönen küçük çocuk rahatlamış,şaşkın bakışlarla etrafını seyrediyor ancak konuşmak istemesine rağmen bunu başaramıyordu. Buna rağmen herkes çok mutluydu.

Dr.Kıvanç Ayas yapılan operasyonun dışında yapılması gereken diğer tıbbi müdahalelerini de yapıp, yollar açılınca çocuğun süratle Elazığ’a ulaştırmasını istiyordu. Yolların açılması için daha çok uzun bir zamana ihtiyaç vardı. Sağlık Ocağı'na ait uzun şase aracı, Hükümet Tabibliğ i'nin şoförü Aziz hazırladı. Havanın aydınlanması ile yolların açılmaya başlanması üzerine hastayı Elazığ’a götürdük. Bende hasta ile birlikte gittim. Dr.Kıvanç,normal mesaisi için Karakoçan’da kalarak, işlerini bitirdikten sonra ilçenin tek toplu taşım aracı olan Vabis marka otobüs ile öğle vakti Elazığ’a geldi.

Elazığ Devlet hastanesinde görevli KBB uzmanı yoktu. hafta bir Perşembe günleri Diyarbakır Devlet Hastanesinin uzmanı giriyordu. Hastayı naklettiğimiz gün şansımıza Perşembe günü idi Uzman Doktor gerekli müdahaleyi yaparak,taktığımız koral damlanın damlalığını çıkartarak yerine gerekli kanül’ü taktı. Yapılan işin çok başarılı bir müdahale olduğunu hasta yakınlarına söyleyen Uzman doktor işlemin nasıl yapıldığını sorduğunda ''jiletle yapıldı” cevabını alınca çok şaşırmış ve hasta yakınları bunu anlatırken “Uzman doktorun şaşkınlığını”da bizlere anlatmaktan kendilerini alamamışlardı.

KAYNAKLAR

1- Doç. Dr. Ayten Altıntaş: Tıbhane-i Amire ve 14 Mart Tıp Bayramı. Tarih ve Toplum Eylül 1993 / Sayı,117.

2- Prof. Dr. Arslan Terzioğlu: Türk Tıbbının batılılaşmasının bir simgesi olarak 14 Mart Tıp Bayramı Türk İslam Hastahaneleri ve Tababetinin Avrupa'da

Tıbbi Rönesansı Etkilemesinden Türk Tıbbının Batılılaşmasına İstanbul ,1992.

3- Prof. Dr. Süheyl Ünver: 749 uncu yılında tıbbiyeliler bayramı. Tıp yolunda yılbaşı İstanbul ,1955.