Ağrı, insanın hayatı boyunca en sık karşılaştığı hastalık belirtilerinden biri olarak kabul edilmektedir. Hiçbir kişi yoktur ki, yaşamının herhangi bir döneminde şiddetli ağrıdan yakınmasın. Bu yüzden ağrının geçmişi insanoğlu kadar eskidir. Ağrı, kısa süreli (akut) ve uzun süreli (kronik) olarak iki biçimde ele alınabilir. Ağrı, size vücudunuzun bir yerinde bozukluk olduğunu, tıbbi bir bakım gerektirdiğini ve bu bozuk bölgenin daha fazla tahriş olmaması için o yaranın iyileşmesi konusunda sizi uyarır. Ağrı akut durumlarda bir alarm olarak karşımıza çıkarken, kronik ağrı ise, tam tersi bir hastalıktır. Kronik ağrı, sadece ağrıyı çeken hastayı değil, aynı zamanda hastanın yakın çevresini de etkileyen ciddi bir sorundur.
Kronik ağrının en önemli zararlarından biri de kişinin yaşam kalitesini bozmasıdır. Yaşam kalitesi; insanların toplum içinde yaşadıkları kültür ve değer sistemlerinden beklentileri, standartları ve ilgi alanları ile bağlantılı olarak kendi durumlarını algılamalarıdır. Bu kavram; fiziksel ve ruhsal sağlık; aile ve iş yaşamı, ekonomik durum, eğitim düzeyi, bağımsız olarak fonksiyonlarını yerine getirebilme yeteneği, kendine güven, sosyal ilişkilerdeki başarı ve kendinden memnun olma hali ile özdeşleşir.
Kısacası; yaşam kalitesi kişinin kendinden beklentileri ile yaşadıkları arasındaki ilişki olarak da özetlenebilir. Bu ilişki kişiden kişiye farklılık gösterir. Bir hasta için yaşam kalitesinin bozulmamış olması "düzenli spor yapabilecek kadar ağrısız olmak" şeklinde ifade edilirken bir başka hasta için yardım almadan günlük işlerini yapabiliyor olmak olabilir. Ayrıca, aynı şiddette bir ağrı kimileri için hafif olarak algılanırken kimileri içinse dayanılmaz olarak nitelendirilebilir.
Ağrı konusunun tıpta belli bir disiplin içerisinde değerlendirilmesi ile, hem ağrıyı oluşturan mekanizmaların açıklanması, hem de ağrı tedavisi ile ilgili yeni gelişmeler sağlanmıştır. Bu gelişmelerin ışığında tıpta yeni bir uzmanlık alanı doğmuştur. Bu uzmanlık alanı algoloji olarak adlandırılmaktadır. Algoloji branşının doğuşuyla birlikte geçmişte nedeni belirlenemeyen ve tedavisi yapılamayan birçok ağrı artık kader olmaktan çıkmış, üstesinden gelinecek bir hal almıştır.
Hastanın yalnızca hekimin denetiminde tedavisi mümkün değildir. Hastanın yakındığı ağrı konusunda eğitilmesi, ağrısıyla kendisinin başa çıkma yöntemlerinin öğretilmesi, kullandığı ilaçlar konusunda bilgilendirilmesiyle gerçek anlamda başarılı olur. İşte bu yüzden ağrı merkezi gereklidir. 
« Geri

|