Başhekim

Hekimlik, fedakarlıkla icra edilen, mayasında özveri,sabır ve tahammül bulunan en kutsal meslektir.

Sağlık çalışanı, yaşamı boyunca öğrenmeyi ilke edinerek, ülkesine ve insanlığa hizmet amacını taşımaktadır. Tıp biliminin ilerlemesi için çalışan doktor ve sağlık personeli, insanların daha sağlıklı daha mutlu bir yaşam sürmesi için özveriyle çalışmaktadır.

Doktorlar, toplumun inandığı, her zaman değer ve destek verdiği, gönül borcu duyarak saydığı kişilerdir. En güç koşullarda bile, deneyim ve birikimiyle, alanındaki gelişmeleri yakından izleyerek kullanan, mesleğinde yetkinliğini kanıtlamış doktor kadrolarıyla ülke olarak övünmekteyiz.

Biz hekimlerin, bundan 90 yıl önce meslektaşlarına nazaran çok daha avantajlı olduklarına kuşku yok. Günümüzde yazılabilecek basit bir antibiyotiğin bile henüz daha mevcut olmadığı, bacaktaki orta derecede bir yaranın mikrop kapmasıyla kolaylıkla tüm vücuda yayılıp sepsis tablosuna yol açabildiği, kafa-göğüs yaralanmalarının kaderine terk edildiği dönemlerdi o dönemler. .. Birinci Dünya Savaşı;"ilaç yok, malzeme yok" gibi mazeretlerin arkasına sığınmayan hekimlerin çok da ön plana yansımayan mücadelelerinin öyküsüydü aynı zamanda. Düşman ise İngilizler gibi karşıdaki siperlerin içerisinde ya da Ruslar gibi yalçın dağların ardında değil; ya bir bitin dışkısında tiflis mikro bu olarak ya anofel cinsi dişi bir sivrisineğin midesinde sıtma mikrobu olarak ya da pislikten pisliğe konan bir karasineğin ağzında dizanterinin mikrobu olarak saldırıyordu. Bu mücadelenin bilgileri, tıp tarihiyle ilgili birkaç çalışma yada bir kütüphanenin tozlu raflarında sıkışıp kalmış birkaç anı kitabının içerisinde gizliydi.

Sağlık hizmetlerinin düzenlenmesi, bir savaşın idaresinde ön planda gibi görünmez. Ancak savaşı kazandıran ya da kaybettiren faktörlerin başında gelir. Osmanlı ordusunun yaşadığı Balkan Savaşı faciasının en fazla akılda kalan yönlerinden biri de kolera salgınıyd1.Özellikle Hadımköy- Yeşilköy hattında koleradan ölmüş binlerce kişiyi getiren vagonlar, sürekli ishal ve kusmayla sıvı kaybederek bir kenarda ölümü bekleyen asker görüntüleri Balkan Savaşı bozgunuyla özdeşleşmiştir.Savaşta kaybedilen asker sayısına yakın vaka tespit edilmiştir.Daha bu bozgun yaraları sarılmadan patlak veren 1.Dünya savaşına girerken de ordudan tabip ve yardımcı sağlık personeli sayısı yeterli olduğu pek söylenemezdi. Personel ve malzeme eksikliğinin zararları I.Dünya savaşı ilerledikçe daha fazla ortaya çıkacaktı. Savaşın başlamasıyla saldıran Ruslara çok daha şinsi,güçlü bir düşman eşlik edecek Kafkas Cephesinde... "Lekeli Humma"adıyla da bilinen tiflis! Bitlerle bulaşan bu hastalık, 3. Ordu mevcudunun büyük kısmının kırılmasına neden olacaktı. Ateşler ve vücutlarında giderek artan pembe döküntülerle asker, komutan, sivil demeden binlerce kişiyi öldüren bu hastalığı başlangıçta çaresizlik içerisinde seyredecekti hekimler. .. Sarıkamış bozgunundan sonra yerde üst üste yığılmış hasta askerlerle dolu bir hastaneye giren Enver Paşa'nın bu düzensizlikten sorumlu tutulduğu başhekim Binbaşı İbrahim Bey'i azarlayıp rütbelerini söktüğü ,doktorun da "üzüntüden" öldüğü anlatılacaktır çeşitli kaynaklarda. Yine Sarıkamış bozgununun mimarlarından Hafız Hakkı Bey'de bu ölümcül hastalığın pençesinden kurtulamayacak, askerler arasında "Biz Ruslara değil, bitlere yeniidik" sözü bir darb-ı meshel olarak kalacaktır...

Dr.Tevfik Sağlam'ın ve Dr.Abdulkadir Noyan'nın anıları bir hekimin çok zor şartlarda neler yapabileceğinin kanıtıdır. Her ikisi de genç Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk yıllarından itibaren insanoğlu'nun değişmeyen düşmanları sıtma, tüberküloz, tifo vs. hastalıklarla mücadelede yerlerini alacaklardır. O zorlu şartlarda hizmet veren tüm hekimlerimiz 14 Mart Tıp Bayramı vesilesiyle bir kere daha rahmetle anıyoruz.

Doktorların özverili çalışmaları ve sevgi dolu yaklaşımlarıyla geleceğe daha güvenle bakılmaktadır.

İnsanı yaşatmayı, acısını dindirmeyi ve insana nitelikli bir yaşam sunmay amaç edinen doktorların gününü kutlarım.


« Geri